Sağlık ve Sağlıklı yaşam siteniz

Rektum Prolapsı « Rektum Anus

Rektum prolapsı nedir?
Rektumun mukozasının anus ağzından dışarı sarkmasıdır.

Bu sarkma genellikle ne zaman olur?
Dışarı çıkmada zorlanırken.

Bu durum genellikle kimlerde daha fazla görülür?
Ufak çocuklarda ve yaşlı kimselerde.

Rektum prolapsı neden meydana gelir?
Adaleleri zayıf olan kimselerin, bazen ishal veya kabızlıkla ilişkili olarak, dışarı çıkarken fazla zorlanması.

Rektum prolapsı nasıl tedavi edilir?
Bazı vakalarda daha düzenli dışarı çıkma adetlerinin geliştirilmesi ve ilişkili olan ishal veya kabızlığın ortadan kaldırılması gerekli tedaviyi teşkil etmektedir. Başka vakalarda anus kanalı desteklerinin ameliyat yoluyla kuvvetlendirilmesi ve fazla gelen mukoza guddesinin alınması gerekecektir.

Bu durumda ne tür bir ameliyat yapılacaktır?
Hafif bir rektum prolapsı halinde rektum etrafında bir ameliyat yapılacaktır. Daha ciddi vakalarda karın bölgesinden yapılacak bir ameliyatla rektum kısaltılacak ve rektumu yerinde tutan adale sistemi düzeltilecektir.

Rektum prolapsı ameliyatı, çocuklardan daha fazla yaşlılarda mı gerekli olmaktadır?
Evet.

Rektum prolapsı ameliyatları başarılı olmakta mıdır?
Evet. Ancak, daha yaşlı olan kimselerdeki ilerlemiş vakalarda çok kez başarısızlıklar da olmaktadır.

Karnabahar « Besinler ve Özellikleri

Pek lezzetli yemek ve salatalarıyla sonbahar, kış ve ilkbahar sofralarımızı zenginleştiren Karnabahar, Turpgiller'dendir. 20-40 cm. kadar boylanabilen ikiyıllık otsu karnabaharın anayurdu Akdeniz havzasının doğu kesimidir. Ülkemizde de bol bol yetiştirilen karnabahar bitkisinin koyu yeşil renkli, beyaz damarlı iri yaprakları lahananınkine çok benzer.

Karnabaharın yenilen kısmı; başını (kellesini) oluşturan çiçeklik ve çiçekleridir. En makbul karnabaharlar başı sıkı olanlardır. Güzlük karnabaharın başı orta irilikte, sıkı ve beyaz çiçekli; kışlık karnabaharın başı iri, sıkı ve beyaz çiçekli ve mart karnabaharının başı ise küçük, sıkı ve beyaz çiçekli olur. Gevşek başlı ve sarımsı çiçekli karnabaharlar makbul sayılmaz. Ancak, son zamanlarda Batı ülkelerinde pembe, mor ve sarı çiçekli karnabahar çeşitleri de yetiştirilmiştir. Karnabahar; çorbası, kızartması, sade ve zeytinyağlı musakkası ile salataları yapılarak tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. karnabaharın içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 27 kalori; 2,7 gr. protein; 5,2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; l gr. lif: 56 mgr. fosfor; 21 mgr. kalsiyum; 0.7 mgr. demir: 295 mgr. potasyum: 60 IU A vitamini; 0,09 mgr. B1 vitamini; 0,08 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini ve 55 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Başta potasyum minerali olmak üzere, beden için yararlı önemli besin maddelerini bolca içermesinin yanı sıra;

o Karnabahar, tüm Turpgiller'deki sebzeler gibi bedenin kansere yakalanma rizikosunu aza indirger: Özellikle kalınbağırsak ve mide kanserlerine karşı etkilidir.

o Antioksidan madde yönünden de zengin olduğu için kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikosunu da azaltır.

o Karnabahar, demir minerali oranı yüksek olduğu için kansızlığı önler.

o Potasyum minerali yönünden zengin olduğu için de yüksek tansiyonu düşürür, tansiyonu belli düzeyde tutar.

Dikkat: Bu etkilerinden yararlanmak için karnabahar haftada 2-3 kez yenilir. Ancak, tüm Turpgiller'deki sebzelerde olduğu gibi karnabahar da bedenin iyot emilimini azaltır, özellikle içme suyunda iyodun az olduğu yörelerde sıkça karnabahar yiyenler iyotlu besinler ya da iyotlu tuz almaya özen göstermelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bitkinin üretimi iki aşamalı olarak yapılır: Birinci aşamada, tohumlar, yanmış çiftlik gübresi karıştırılmış sıcak tavalara sonbahar mevsiminde soğuk havada serpme ya da ikişer cm. aralıkla sıralı olarak yüzeysel biçimde ekilir. Tohumların üzeri 1-2 cm. kalınlıkta gene gübreli toprakla örtülüp süzgeçle sulanır.

Tohumlar, ortalama 10-24 sıcaklıklarda çok sayıda ve çabuk çimlenir. Fideler 5-6 yapraklı hale gelince asıl yerlerine şaşırtılmaya hazır olur. ikinci aşamada fidelerin çevresi dikkatle sulanır. Kökleri zedelenmeden yerlerinden sökülür. Bahçe ya da tarlamızın güneş gören, kış donlarını uzun süre yaşamayan bölümünde önceden işlenerek hazırlanmış yerlerine, 50-60 cm. aralıkla dikilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Karnabahar, ılık iklimli yörelerin bitkisidir. Çok sıcak havaları sevmez. Sıcak ve kurak hava koşullarında sıkı baş bağlamaz. Bitki ilkbaharda çiçek açtığında, don olayından büyük zarar görür. Aynı dönemde havalar yağışlı ve sisli geçerse tohum da bağlamaz.

Toprak isteği: Karnabahar bitkisi toprak bakımından seçici değildir. Her türlü toprakta yetiştirilebilir. Ama, su tutma yeteneği yüksek olan derin, kumlu-tınlı ve killi-tınlı toprakları yeğler. Karnabahar üretiminde en yüksek verim, pH'ı 5,5-6,6 olan topraklarda alınır. Fidelerin dikiminden birkaç ay önce toprağı bir-iki kez kazılır. Kesekleri kırılıp yabancı maddeleri temizlenir.

Sulama ve toprak işleme: Karnabahar bitkisi kesinlikle susuz bırakılmamalıdır. Özellikle fidelerin dikiminden sonra 2 ya da 3 günde bir sulanır. Üçüncü sulamadan sonra toprağı tava geldiğinde çapalanır. Daha sonra, birkaç sulamayı takiben bir çapalama daha yapılır ve gerektikçe bitkinin toprağındaki yabani otlar derin kazılmadan çapayla temizlenir.

Gübreleme: Karnabahar bitkisinin iyi gelişmesi için toprağının yeterince gübrelenmesi gerekir. Toprağının yeterli organik madde içermesini sağlamak üzere fidelerin dikiminden önce aynı toprakta bakla ve yonca gibi bitkiler yetiştirilip sonra bunlar toprağa gömülerek yeşil gübreleme yapılır. Fidelerin dikiminden önce, toprağa yanmış çiftlik gübresi verilir. Daha sonra bitkinin sulanması sırasında arada bir azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübreler de verilir.

Hasat (Derim): Karnabahar bitkisi, dikimden 40-50 hafta geçtikten sonra yeterli büyüklük ve olgunluğa erişince geciktirilmeden hasat edilir. Bunun için bitkinin başında çiçek açma belirtilerinin görünmesi beklenmemelidir. Hasat, sabahleyin bitkinin üzerinde çiy varken yapılır. Ama, hava dona çekmişse öğleye kadar beklenir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Karnabahar bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilacı kullanılarak düzenli, eksik ve aksatılmadan mücadele sürdürülür.

Kontakt Lensler « Genel

Kontakt lenslerin icadı bir asır öncesine kadar uzanmaktadır. Bu konudaki öncülerden biri olarak kabul edilen August Müller, 1889 yılında yazdığı bir makalesinde, kendi görme bozukluğunu bu lenslerle düzeltmeye yönelik çabalarından bahsetmiştir.

O dönemlerde yeni denenmeye başlayan kontakt lenslerin, henüz göze uygulanabilecek özelliklerde üretildiğini söylemek güç olur. Müller, şiddetli ağrı ve bulanık görme sebebiyle lenslerini ancak yarım saat takabiliyordu. Günümüzde kullanılan kontakt lensler ise, ince, biopolimer adı verilen çok özel plastik bir maddeden yapılmaktadır. Bu lenslerle miyopi (uzağı görememe), hipermetropi (yakını görememe) ve astigmatizma gibi hemen her türlü optik bozukluk düzeltilebilmektedir.

Gözün saydam tabakası (kornea) üzerine yerleştirilir ve kendisiyle bu saydam tabaka arasına sızan gözyaşına yapışır. Göz kırpılmasıyla lens yavaşça hareket eder, bu hareketle lensin altına taze gözyaşı girer, bu da kornea tabakası için gerekli oksijenlenme ve nemlenmeyi sağlar.

İki tip kontakt lens mevcuttur; sert kontakt lensler ve yumuşak kontakt lensler. Sert lensler, kendi aralarında gaz geçirgen ve gaz geçirgen olmayan tip şeklinde iki kısma ayrılmaktadırlar. Gaz (oksijen) geçirgen sert kontakt lenslerde, direkt lens üzerinden korneaya gaz geçişi mümkün olduğundan, diğer tipe oranla daha sıklıkla tercih edilmektedir.

Yumuşak kontakt lensler ise daha çok su içerdiklerinden dolayı esnek bir yapıdadırlar; gaz geçirgen özelliğine de sahiptirler. Lens kalınlığına ve su içeriğine göre gaz geçirgenliği değişmektedir. Burada ifade edilen gaz geçirgenliği ifadesi, oldukça önemlidir; çünkü kornea dediğimiz saydam tabakanın sağlıklı olabilmesi için oksijenin bu tabakaya lens üzerinden sorunsuz geçmesi gerekmektedir.

Yumuşak kontakt lenslerin gece gözde kalacak şekilde uzun süreli kullanımı önerilmemektedir; çünkü kornea tabakası, uyurken gözkapağının arkasındaki küçük damarlardan besinini ve oksijenini almaktadır. Gece uykusunda lens takılması, bir bariyer etkisiyle korneanın besin almasını önleyecektir; bu ise göz sağlığı açısından oldukça sakıncalıdır. Her tür yumuşak kontakt lens mutlaka gece uykusundan önce çıkartılmalı ve solüsyonunda saklanmalıdır.

Kontakt lens teknolojisindeki ilerlemeler, son zamanlarda öyle bir hız kazanmıştır ki, insanların bu lensler hakkındaki bilgileri gelişmelerin biraz gerisinde kalmıştır. Halen yaygın olarak inanılan birçok yanlış düşünce mevcuttur. Birçokları, kontakt lens takmaya alışmanın zor olacağını, buna alışamayacaklarını zanneder. Halbuki kişi karar verdiğinde gözüne lensi yerleştirmek pek problem yaratmaz, lens takıldıktan birkaç dakika sonrasında ise artık yumuşak lensler gözde çok az hassasiyet yapmaya başlayacaktır.

Gaz geçirgen sert lenslere alışmak ise biraz daha uzun zaman almaktadır, ancak günümüzde bazı özel durumlar dışında bu tür sert lens kullanımı artık tercih edilmemektedir. Yumuşak kontakt lenslerde uyum süresi birkaç gündür, gaz geçirgen sert lenslerde ise yaklaşık 2-3 haftadır.

Başka bir yanlış inanış, kontakt lenslerin gözlüğe kıyasla daha az kullanılışlı olduğu şeklindedir. Halbuki ilk kez lens kullanımında kişi, gözüne lensi yerleştirme tekniğini öğrenene kadar yavaş ve dikkatli davranmalıdır, bu teknik kazanıldığında ise artık lensi yerleştirmek sorun olmaz.

Kontakt lenslerin bakımı ve muhafazası için eskiden birçok solüsyonlar kullanılıyordu ve bu zaman alıyordu. Günümüzde ise gece uykusunda çıkartılan lenslerin sadece bir çeşit özel solüsyonda bekletilmesi yeterli olacaktır.

İlk birkaç günlük alışma periyodundan sonra rahatça kullanılan lenslerin, gözlüğe kıyasla çok daha kaliteli bir görüntü sağladığı şüphesizdir. Gözlüğün dezavantajı, net görüş alanını daraltmasıdır. Gözün yapısına tam bütünlük sağlaması ve doğrudan gözün üzerine yerleştirilmesi nedeniyle, kontakt lenslerde görüntü daha net ve görme alanı daha geniştir. Özellikle yüksek numarası olan kişiler gözlüğe kıyasla kontakt lensle daha iyi boyutta bir görüş sağlarlar.

Pek çok insan astigmatın kontakt lensle düzelmeyeceğine inanır, ancak bu da doğru değildir. Gözün kornea denilen ön saydam yüzeyinin düzensiz olması hali anlamına gelen astigmatizma, bir hastalık olmamakla birlikte çok yaygın bir durumdur; yakında ve uzakta bulanık görme halidir.

Eskiden gaz geçirgen sert lenslerin kullanıldığı astigmatizma için, günümüzde özel tekniklerle yumuşak lensler üretilmiştir ve rahatlıkla kullanılmaktadır. Bazıları ise, lens kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek zorlukları duyduklarından, kontakt lenslere soğuk bakarlar.

Eskiden uygulanan sert lenslerde birtakım zorluklar yaşanmaktaydı, ancak günümüzde yumuşak lensler, gözün hava almasını sağlayacak çok özel malzemelerle imal edilmektedir. Lenslerin gözde doğru yere oturması ve önceden kestirilebilir bir şekilde hareket etmesi için özel dizaynlar kullanılmaktadır.

Lens kullanmaya yeni başlayanlarda en sık görülen şikayetlerden biri kuru göz hissidir. Bu hissi hafifletecek özel dizaynlar ve lens materyalleri mevcut olduğu gibi, lens takılması esnasında kullanılan ve gözü nemlendiren özel damlalar da kullanıma girmiştir.

Kontakt lens takılması sırasında ortaya çıkabilecek yan etkilerin çoğu kendi kendini sınırlayıcıdır; yani lensler kısa bir süre için gözden çıkarıldığında, bunlar çabucak geçer. Göz doktorunun talimatlarına uyulduğunda ise, lens kullanımı sırasında çok ciddi bir komplikasyonun ortaya çıkması son derece nadirdir.

Gözün önüne yerleştirilen ve gözle iyi bir uyum sağlayan kontakt lensler, yine de bir yabancı cisimdir. Düşük bir ihtimal de olsa gözü çizebilir, mikrop kaptırabilir. Eğer önerilen süreden daha uzun takılırsa, saydam tabakada çizilme ve şişme (ödem) yapabilir. Değiştirilmeden uzun süre kullanılırsa lens üzerinde birikintiler (depozitler) oluşabilir. Bu birikintilere, lense veya lens temizleyici solüsyonlara karşı alerji gelişebilir. Çok nadiren lensin gece gözde kalmasına veya bakımlarının iyi yapılmamasına bağlı olarak ciddi enfeksiyonlar oluşabilir ve bu durum görmeyi bozabilir.

Bahsedilen bu riskler, gerçekte nadirdir ve göz doktoruna başvurulduğunda tedavileri oldukça kolaydır. Kontakt lens uygulayıcılarının, lens kullanım ve bakım kurallarını eksiksiz uygulaması başarıda mutlaka gereklidir. Konunun uzmanı göz doktoru tarafından çeşitli göz ölçümleri ve muayenesi sonrasında alınması gereken kontakt lensler, gözlüğe oranla görmeyi düzeltmede tercih edilen, uygun ve güvenilir bir alternatiftir.

Bazı göz hastalıkları, kontakt lens kullanımını engellemektedir. Gözlerinde sık sık enfeksiyon olan hastalar, ciddi alerjik göz rahatsızlığı bulunanlar, gözyaşı azlığı ya da gözyaşı yapı bozukluğu bulunan kişiler, kontakt lenslere oldukça zor uyum sağlarlar ve bu lensleri gözlerinde temiz tutabilmeleri de oldukça güçleşir. Bu durumlarda, hastanın lens kullanıp kullanmayacağına, göz doktoru karar verecektir.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy